23 Kasım 2018 Cuma

İstanbul gibidir benim annem
Mavi-yeşil gözleri
Hüzüne çalar çoğu zaman
Çok şeyler saklı içinde..
Siz onu dertsiz sanırsınız
Bilmezsiniz içindekileri
Gizler kendini
Aynı İstanbul gibi..
Hayran kalırsınız ona
Enerjisine, mutluluğuna
Göstermez size
Çile dolu 7 tepesini

Annem,
İstanbul gözlü annem
Öyle derindir yüreği
Marmara gibi engin
Sonsuz sevgi barındırır
Cefakardır, vefakardır
İstanbul gibi...
İncitirler de söylemez hiç
Hep gülümser...
İçindeki o engin denizlere gömer
Maviyle örter üstünü
Güneş ışıkları yansıtır
Kimseler görmez..

Annem..
Öyle sonsuzdur sevgisi
Tıpkı İstanbul gibi
Herkesi kucaklar
Kapılarını kapatmaz hiç
Bilinmez nüfusu
Kalbindeki sevgilerin

Köprüsü var ya İstanbul 'un
Annem hep köprüdür
Hep birleştirir
Hep kolaylaştırır
Hep kavuşturur
Hep taşır..
Kimseyi yolda bırakmaz..

İstanbul gözlü Annem
Maneviyatı sonsuz
Şükürü sonsuz
Dingin, sakın, huzurlu
Öyle dolu, öyle taşkın
Öyle çoşkun, öyle sıcak
Gecesi hüzünlü, gündüzü neşeli
İstanbul gibi...
Aynı öyle rengarenk..

Annem iyi ki doğdun, iyi ki benim "Annem"sin...
Sen sonsuza kadar benimle kal.. Olur mu..

#küçükşiirlerim
#küçükyazılarım
#annemiçin
16.09.2015

Geceyi seviyordu...
Sessiz ve dingin hali,tüm gün boyunca aradığı yegane şeydi.
    Dinliyordu gece onu... Anlıyordu.. Dinlemeyi de anlamayı da iyi beceriyordu.. O da geceyi dinliyordu..
     Tek tük geçen arabaların yorgun sesini, köpek çetesinin bağıra bağıra yaptığı kavgaları, cırcır böceklerinin türküsünü,en son kapatılan dükkanların yalnızlığını,rotasını ezberlediği uçak trafiğini, bir yanıp bir sönen ışıkların dostluğunu seviyordu.
   Anlatırdı geceye dilediği ne varsa... İstediği,istemediği,kızdığı şeyleri.. Bazen karşılıklı ağlaşırlardı... Bazen de gülüşürler. Çoğu zaman da susarlar... En çok da sustuklarını seviyordu. En iyi öyle duyuyorlardı birbirlerini... Acıyan yaraları, sızlayan duyguları, inleyen nağmeleri en iyi sustukları zaman dinliyorlardı.
     Taaa derinliklerine kadar bakmayı seviyordu gecenin. Sanki göz bebeklerinin içinde kaybolur gibi.. Ay'ı görmeyi istiyordu her gün. Ama bazen göremiyordu.. Tuhaf... Yıldızları seviyordu bir de.. Kırpışan yıldızları... Büyük ayıyı ve küçük ayıyı görebilmekti tüm umudu çocukluğundan beri. Belki çocukluğundan kalıp da değişmeyen tek şeydi gözle çizildiğinde tavaya benzeyen takım yıldızı.
    Her birinin bir güneş olması heyecanlandırırdı onu. Merak ederdi.. Ah daha ne çok şey vardı gökyüzünde... Keşke hepsini görebilseydi.. Bazen tüm bölgede elektriklerin kesilmesini dilerdi.. Sadece yıldızlar görünsün diye.. Kesilirdi de, hemen cama koşardı ama ah bu zamane... Jeneratörleri hiç hesaba katmamıştı... Yine de görebildiği ve sayabildiği kadar yıldızla mutlu olurdu...
     Evler... En çok hüzünlendiği şeydi.. Kimbilir ne dertler vardı içerilerinde... Hangi son ve hangi başlangıç yaşanmıştı... O saatte neden ayaktaydılar? Karşı apartmanda izlenen televizyon kanalı, çocuğuyla top oynayan baba,bebeğini pışpışlayarak camdan baktıran genç anne... Hayatları hakkında fikir edinmişti. Seyrederdi hep.. İnsanları pek nadir... Sıkılmıştı insanlardan... Gökyüzünü seyrederdi... Daha keyifliydi gökyüzünü seyretmek.. Her gün ayrı bir güzellik, her gün ayrı bir manzara ve mânâ... Ve şükür... Çok şükür...
   Geceyi seviyordu.. Gece de onu... Otururdu bazen geceleri.. Dalardı gökyüzünün göz bebeklerine... Dolar taşardı içi... Ve bir de bakardı dökülüvermiş yüreği...

#küçükyazılarım
26.09.2014


O, otoyol kenarında bir ağaç...  Bir avuç toprağında, betonların arasında, egzoz dumanları soluyarak hayatına devam ediyor..
   Sararmış yaprakları ve kırılmış zayıf dalları var. Belli ki zor fırtınalar atlatmış. Hem onunla özel olarak ilgilenecek,kırılmış dallarını budayacak,sararmış yapraklarını temizleyecek,toprağını gübreleyecek bir bahçevanı da yoktur.
   O özenli bahçelere uzaktan bakar. Güzelim çiçeklerle bezenmiş yemyeşil parklardaki ağaçlara özenir. Onların yerinde olmak ister, belki de boyluboyunca uzanan bir vadide arkadaşlarıyla boy ölçüşmek. Sevilmek ister,ilgi ister, hatta birazcık şımartılmak. Gölgesinde piknik yapsınlar, dallarına salıncaklar kursunlar, yükseklerine tırmanıp şiirler yazsınlar ...neşe dolu kahkahalar yapraklarında yankılansın ister.
  Ama ne yapsın? Kaderi böyledir. O seçmemiştir kök salacağı yeri. Nereden bilsindir etrafına otoyol yapacaklarını.. Beton yığınlarının arasında müebbet yaşayacağını. .. Nereden bilsin her gün zehir soluyacağını.. Ve... yapayalnız kalacağını .. Hızla geçen arabaların içindekileri o göremez ki içindekiler onu farkedip ona gülümsesinler, el sallasınlar..
   Vazgeçmemiştir ama. Güneşten bunalıp ona sığınanları büyük bir onurla kabul eder. Küçücük gölgesine bakmadan, sanki ulu bir çınarmış gibi gururla gölgelik eder onlara. Çelimsiz dalları arasında, az sayıda da olsa morun en güzelinden,eşsiz çiçekler açar. Olur da onu farkeden olursa mutluluk dolsun içine, gülümsesinler diye..
   Buradayım der. Vazgeçmedim. Bıkmadım. Usanmadım. Yılmadım. Yeşillendim. Çiçeklendim. Güzellikler sundum. Zehir sundular, temizledim. Hizmetini ve görevimi bir gün bile aksatmadım. Kendimce güzelleştirdim hayatımı. Kendimce bana lutfedilenle en güzelini yaşadım  der. Kimse teşekkür etmese de..
   Ve biz ona bakarken hayranlıkla, utanırız kendimizden...

#küçükyazılarım