5 Mayıs 2019 Pazar

Kadir gecesi gelince aklımdaki en kuvvetli hikayeler bu camide geçen günler... Burası İzmir-Basmane Fettah Camiî...
    Bayraklı'daki evimizden zannediyorum evsahibi sorunu yüzünden çıkmıştık, ve belki de maddi durumlar yüzünden Babamın Basmane'deki atölyesinin üst katına taşınmıştık. Babam alaylı bir Diş Teknisyeniydi ,Baba mesleğini devam ettiriyordu. Osmanlıdan kalma oldukça eski bir ahşap binanın en alt katında konfeksiyon atölyesi, orta katında Babamın Diş Prothez Laboratuvarı ve yarısı derme çatma bir mutfak olan atölyesi, karşı odasında Cibinlikçi Ali Elbi Amca ve en üst katında Tayfun ,Ahmet ve Musa Abi üçlüsü yerleşmişti.. Babamın Çerkes akrabaları olan bu sevimli ve aşırı eğlenceli abiler daha sonra oradan taşınacak ve 1 oda 1 sofa 1 teras bolca gömme dolaptan dan oluşan üst kata biz yerleşecektik..
     Biz ilkokul 4 e henüz geçmiştik Basmane ye merhaba dedik ve tüm öğrenim hayatımızı orada tamamladık.. Bu ev ile ilgili anılarım o kadar çok ki gerçekten yazsam kitap olabilir hani... 😄
   Fakat her Kadir gecesinde içimde hem buruk hem tatlı bir his kalmıştır bu Cami ile ilgili...
    Her Ramazan dolu dolu misafir ağırlardık fakat zirveyi Kadir geceleri yapardık.. Kaç kişiye yemek verdik sayısını hatırlamıyordum fakat onca yemek o bir avuç mutfaktan nasıl çıkıyordu? , Annem bunu nasıl başarıyordu? O kadar bulaşığı elimizde nasıl yıkayıp bitiriyorduk? Hem de sadece sabah 6 da çeşmelerinden su akan bir İzmir'de... 😕
    Cibinlikçi Ali Amca'nın odayı boşalması ile orası da bize kalmış,davetlerde yer sofrası açmak için bir oda daha kazanmıştık. İtina ile sofralar hazırlanır, Tam bir aşevi sistematiği ile servisler geciktirilmez, yemekleri yiyenlerin memnuniyetleri ve duaları tüm yorgunluğumuzu süpürüp silerdi.. 🌸
    Yemeklerini bitiren misafirler bir odaya toparlanır, Çay servisi başlar, Onlar söz sohbet ederken biz bulaşıkları bitirir, mutfağı toparlardık.. Daha sonra teravih namazı için camiye giden misafirlerin ardından kalan bardakları da toparlar, yıkar elimizin ıslağı kurumadan camiye koşardık.. 😄
      İlkokul, ortaokul ve liseyi aynı okulda okuduğum fakat lisede kanka olduğumuz ilk ve tek arkadaşım Yeliz caminin kapısında beni bekler, sanki hiç görüşmemişiz gibi birbirimizi bulmanın mutluluğu ve heyecanı ile koşa koşa yukarı kadınlar mahfiline çıkardık... Yanyana saf tutar, tam bir ciddiyet ile namazımızı kılar, aralarda küçük sohbetler edip gülüşürdük.. Etraftaki teyzeler bizi asık bir suratla azarlar, biz onlara da kıs kıs gülüşürdük.. 😄
   Çocukken ne güzel oluyor insan.. Herşeye gülebiliyor.. Büyüdükçe gülecek sebeplerimiz azalıyor... 😔
    Kadir gecesinde, Fettah Camiî 'de asıl olay teravihten sonra başlıyordu... O mahalle arası küçük camide Peygamber Efendimiz (SAV)in Sakal-ı Şerîf 'i vardı.. Ve teravih sonunda cemaat camiyi boşaltmaz, Cami İmamı İbrahim Hoca ile birlikte Selavatlarla 40 bohça içine sarılmış küçük bir cam fanus içindeki mübarek Sakal-ı Şerîf çıkarılır, herkes sırayla öpüp başına koyardı... Biz Yeliz ile üst kattan perdeyi hafif aralayıp onları izlerdik.. Ve tabi yanımızdaki teyzeler "Günah günah perdeyi örtün "diyerek bizi azarlar, Biz bir süre perdeyi kapatır,sonra yine hafif aralayarak kadınlara sıra gelene kadar, tüm seramoniyi izlerdik.. Çocuktuk işte.. Tüm zevkimiz buydu..
    Erkekler bitip,sıra kadınlara geldiği zaman ilk ön sıralara girmek içindi belki bunca takip. Herkesten önce aşağıya inmeye çalışır yine de ön sıraları kapamazdık.. Onca kadın ne ara inerdi de ne ara yığılırdı? Biz çocuk olduğumuz için de bize öncelik verilmezdi çoğu zaman. Şimdiki çocuklar ne kadar kıymetli olduklarının farkında değiller.. 😑
    Uzun bir bekleyiş sonrası sıra bana geldiğinde o küçük cam fanusu öpüp başıma koyarken yaşadığım duygu yoğunluğunu nasıl tarif edebilirim? Misk kokardı ve nasıl olur da o mübarek Sakal bu güne kadar kalırdı? Belki Peygamber Efendimizin Ruhaniyeti orada ve bizi izliyor, bize tebessüm ediyor olabilirdi... Veya Yerler gökler meleklerle dolmuş bizim o An'ımıza şahitlik ediyor ve Rasulallah'a tek tek bildiriyor olabilirlerdi.. Ben neden ağlardım her seferinde.. Neden bambaşka bir alemde hissederdim kendimi? Çocuk aklım kesmiyor... 💟
    Uzun zamandır teravihe gidemiyorum... Bazen pencereden giden ve dönen cemaati izliyorum.. Çocukluğum kokuyor burnuma,ortaokul ve lise çağlarım... Ve her Kadir Gecesi içime akan bu anılar... Kimbilir belki kızım o kadar büyüyünce ben de kızımla gidebilirim teravihe..
      Ve bugün her zaman bulunmaz bir geceye denk geldi elhamdülillah. Hem cuma hem Kadir.. Hem yeni bir ay başlangıcı.. Sil baştan başlamak için muhteşem bir fırsat.. Rabbim bizleri ne çok seviyorsun ki bizlere bağışlanmak ve yeniden iyi bir insan olmaya başlamak için bu kadar çok sebep veriyorsun...
    İnşallah bu mübarek geceyi tam idrak edebiliriz ve inşallah biz de çocuklarımıza unutamayacakları güzel hatıralar bırakabiliriz..
    Herkesin Kadir Gecesini tebrik eder, Rabbim'den hepimizin gönlündeki en ince ve en gizli köşelerdeki dileklerinin dahi kabul olunmasını dilerim...
     Gecemiz hayırla dolsun...

#küçükyazılarım


01.07.2016




Bugün temizlik günüm..

    Tüm evi süpürüp sileceğim.. Hayatımı da.. Ne varsa, kim varsa hayatımı kirleten hepsini süpürüp atacağım içimden.. Pek çok kişi girdi hayatıma.. Zaman içinde anladım ki pek çoğu gereksizmiş.. Tıpkı kullanmadığım eşyalarım gibi.. Hepsini gözden çıkarttım bugün..
    Kimisini çok ihtiyaç, elimin altında dursun diye yakınıma koymuşum, Kimisini de kıymetli diye yükseklere.. Yeniden yerleştiriyorum şimdi herkesi.. İhtiyaç sandıklarım değilmiş, ve kıymetli sandıklarım.. Boşuna sevdiklerim, boşu boşuna hayatıma aldıklarım..
    Çok yeşerdim, çok da yaprak döktüm.. Pek azı sağlam kaldı.. Kalanları kalbime yazdım.. Hatalar yaptım, ders aldım.. İyi ki yapmışım dediklerim de var.. İyi ki yapmışım.. Yine olsa yine yaparım.. Hatasız olmak değil mesele, hatayı tekrarlamamak... Çok şey öğrendim şu iki senede.. Bazen öğrendiklerim ağır geldi.. Keşke hiç bilmeseydim dediğim zamanlar oldu.. Bazen safça inanmak istiyor insan birilerine ve safça sevmeye devam etmek.. Arkandan enayi muamelesi yapsalar bile... O saflık bende bakî, değişmez.. Sonradan aklı başına gelenlerdenim hep.. O yüzden çok acı çekerim, sevgimin çöpe atıldığını görünce.. Ama yıkılmam hiçbir zaman bununla.. Daha da güçlenirim...
     Çok dert dinledim, çok sır sakladım.. Doldum doldum taşmadım.. Kabımı büyüttüm.. Kimseye sır vermedim, kimseyi kötülemedim. Herkesi sevmek istedim.. Herkese değer verdim.. Hak eden oldu, etmeyenler de..
    Açık renkleri severim.. Kir gösterir.. Boyası kalın insanlar gibi pisliği gizlemez.. Pastel yumuşak tonlar benim rengim.. Keskin ve zıt renkler boğar beni... Heryeri ,herkesi rengarenk zannettim... Ben gelmemiştim dava için, benim işim sevgi için. Dostun yeri gönüllerdi ve dost olmaya çalıştım.. Gönlü çürük olanları sildim.. Yüreği sağlam insanlar isterim hayatımda..
     Mevsimine göre yaşamak gerekti.. İnsanına göre davranmak.. Sert, çetin havalar için çıkarttım kışlıkları,kalan birkaç yazlık eşyayı da yıkayıp, ütüleyip kaldıracağım.. Yine küçülenleri ayıracağım.. Ruhuma küçük gelenleri de.. Kime oluyorlarsa onlar kullansın..
    Daha çok var çıkmam gereken basamaklardan.. Bazen hızlı çıkıp yol alacağım.. Sonra durup bakacağım.. Kim nerede kalmış? Kimler yanımda.. Bazen yavaşlayacağım.. Daha temkinli adımlar atacağım..
    Ekimin sonu,temizlik günü... Heryeri ve herşeyi süpürüp sileceğim.. Yeniden parlatacağım hayallerimi, umutlarımı.. Daha bir kök salacağım inançlarıma.. Daha da büyüyecek dallarım ağırlıklardan kurtuldukça.. Bahara çiçek açmaya hazırlanacağım... Kasım'da yepyeni bir Ben olacağım...
    Tüm işlerimi bitirip ,hafiflemenin verdiği rahatlıkla kendime bir kahve yapacağım... Ve ayı kapatacağım... Sonra dönüp kendime diyeceğim ki :
     

" İyi ki yapmışım "

 #küçükyazılarım

31.10.2016


Yaprakları gümüş renkli, dalları meyve dolu iğde ağacı... Bir bilsen ki beni 33 sene öncesine hızla götürüp getirdiğini...
    Konya, Nalçacı'da bir villa.. Tam 33 sene öncesi villa mı vardı diyorsanız eğer, inanın rahmetli Büyükbabamın vardı. Hatta dışcephesi Lila renk, adı da Villa Köşk'tü.. O dönemlerde beton ev sayılacak kadar azdı. Sadece Dedemlerin oturduğu cadde üzerinde, isimleri tüm Konya tarafından bilinen 10 katlı apartmanlar ve çoğunlukla toprak evler vardı..
     Yol boyunca müstakil veya en fazla 2 katlı birkaç beton bina içerisinde, Büyükbabamın Villası göze çarpardı. 3 katlı evin garaj kapısı, kapının açıldığı avluda fıskiyeli bir havuz, havuzun az ilerisi müştemilat gibi küçük bir yapı, arkasında kocaman bir tarla, en üst katta geniş bir teras, terasta pembe zakkum çiçekleri ve bahçede, dalları terasa kadar uzanan dev bir iğde ağacı..
     Bayramlarda elini öpmeye giderdik ve en üst katta oturan Büyükbabam bizi merdivenin başında karşılardı. Diğer katlarda amcalarım otururdu.. Galiba bir de kiracısı vardı. Hep takım elbiseli, beyaz sakallı hatırladığım Rahmetli Osman Dedemin sesini hiç hatırlamıyorum.. Yüzünü de,babamın muayenehanesinde duran, fotoğrafına sık sık baktığım için hafızama kazımış olmalıyım..
   Yine takım elbise içinde, bir heyet toplantısında çekilmiş, grand tuvalet, bacak bacak üstüne atmış, havalı bir şekilde oturduğu siyah beyaz fotoğrafı.. Hep merak etmişimdir o fotoğrafın içindeki renkleri... Hatırladığım kadarıyla çok aktif adamdı.. Mahallenin muhtarlığını yaptı yıllarca.. Dişçiydi.. O zamanlar dişçilik önemli adam olmaktı ve saygı duyulurdu.. Zamanına göre zengindi.. Herşeyi bol bol alırdı.. Dişçi Osman dedikleri zaman yedi düvel bilirdi.. Babam kendini tanıtırken -Dişçi Osman'ın oğluyum - diye tanıtırdı.. Türk Hava Kurumu Derneği'nde de aktif görev alırdı.. Eminim daha başka şeyler de yapardı ama küçük yaşta aklımda kalan şeyler bu kadar..
    Villa Köşk rengi itibariyle hafızamda muhteşem bir bina gibi yer etse de ben, en çok bahçedeki o iğde ağacını severdim.. Çünkü terastan bir ağacın üst dallarına ulaşmak ve meyvelerini toplayıp yemek ne enteresan şeydi.. İçinin pamuk gibi yumuşacık olması, leblebi tozu gibi hem tatlı hem un kıvamında olması, ve o gümüş gibi parlayan yapraklar.... Bence iğde ağacı en enteresan ağaçtı... Ve Büyükbabamın her seferinde bize dilediğimiz kadar yememize izin vermesi ne muhteşemdi.. Kardeşim Cenk ile beraber uzanabildiğimiz dallara uzanıp teker teker yerdik.. Hatem göremedi Osman Dedemi.. O henüz yeni doğmuştu ve Büyükbabam vefat etti.. Sonrasında onsuz bayramlar ne garipti..
    Yıllar sonra o mahalle, tabiri caizse kentsel dönüşüme girdi.. Konya'nın ilk ve en büyük gökdeleni ve ilk ve en büyük alışveriş merkezi Afra yapıldı.. O sokağa bakmaya gittiğimizde çocukluk anılarımdan eser yoktu.. Villa Köşk otopark olmuştu.. Ne garip... 20 li yaşlarıma kadar o sokağa bakmaktan kendimi alıkoyamadım.. Lila renkli Villa Köşkü aradı gözlerim... Sokak oyunlarımız, karşıdaki çıkmazda bir horozun beni didiklemesi... Horoz bile yoktu artık.. Gözümde canlanamayan,aklımdan çıkmayan bir avuç hatıra...
   Bizim bahçede de var iğde ağaçları.. Hatta Beylikdüzü için iğde ağacı tarlası diyebilirim.. Her rüzgarda o yaprakların parıltısı beni benden alır.. Oturup saatlerce izleyebilirim..Ve olgunlaşmış meyveleri.. Bulursanız mutlaka tadın.. Çok da şifalıdır..
     Geçen gün geçtik bu ağacın altından.. Yeni düşmüş iğdeleri topladım.. Çocuklarıma da verdim.. Önce tedirgin oldular.. Bakın içine dedim, pamuk şeker gibi.. Merak edip yediler ve çok sevdiler.. Birkaç tane daha topladım.. Onlarla beraber kenarda köşede kalmış anılarımı da.. Çok değildi, en fazla 1 avuç etti.. Aynı Osman Dedem gibi dedim içimden.. Aklımda bu kadarcık anın var ama pamuk şeker gibi tatlı.. Ve iğdeler 33 sene önceki tadındaydı..

    Ruhun şad olsun Büyükbabacığım...

#küçükyazılarım

13.11.2016


Bu sabah da her sabah olduğu gibi ezanlarla uyandı kadın.. Açtı pencereyi. Soğuktu hava ve yerler ıslaktı.. Belli ki gece yağmur yağmıştı.. Üşüdü ama Ezan sesini sabahın sessizliğinde dinlemeyi çok seviyordu.. Her sabah pencerenin önüne oturur,denize doğru yankılanırken Ezan, soğuktan içi ürpererek dua ederdi Rabbine.. Gönlünden geçen dilekleri vardı ve Ezan sesine kendi sesini ekleyerek kendince onları iletiyordu ulaşması gereken yerlere.. Neler yoktu ki dualarında, kimler yoktu ki... Hatta kendini unutuyor bazen ve en sona alelacele ekleyiveriyordu o da yetişsin diye... Utanıyordu istemekten, Ama başka çaresi de yoktu istemekten...
    Sabahın bereketi evine dolsun isterdi.. Her sabah yaz kış demeden pencereyi açma sebebi buydu.. Bereket doluyordu gerçekten ve çok emindi bundan.. Namazını kılıp çocuklarını tek tek uyandırdı.. Ancak kalkıyorlardı.. Onlar ayılana kadar pantolon ve tişörtlerini ütüledi.. Oğlu ve kızı giyinmeye başlarken küçük oğlunu öpüp severek uyandırdı.. Anasınıfına gidiyordu ve zorla kaldırıp okuldan soğumasını istemiyordu.. Oynaşa oynaşa en küçüğünü uyandırdıktan sonra, 7.sınıftaki oğluna ve 3.sınıftaki kızına beslenme hazırladı.. Herkes gibi sürekli hamurişi koymazdı.. Sürekli harçlık da vermezdi.. Evde ne pişmişse onu koyardı.. Hem çocuklar yemek seçmesin hem de sağlıklı beslensinler diye... Arada harçlık verdiği de oluyordu elbet..
    Çocuklar vaktiniz var kahvaltı yapın.. dese de kızı oyun oynadı, oğlu saçlarına fön çekti.. Bu arada ufaklığı giydirdi.. Kendi hazırlandı.. Hem aç gitmesinler hem de soğuk havalarda dirençli olsunlar, hastalanmasınlar diye yarımşar fincan Ballı içirdi.. Her sabah yaptığı şeydi bu.. Geçen sene çok faydasını görmüştü.. Bu sene de hastalıksız geçsin istiyordu..
    Sımsıkı giydirdi çocukları.. Beraber indiler.. Arabanın kilidini açtı ve çocuklarını oturttu.. Yağmur hızlı yağıyordu.. Çabuk çabuk yerleştiler.. Yerlerde sular birikmişti.. Gözleri doldu.. Geçen sene, yine böyle şiddetli yağmurda, ay sonunda kalan son parasına ekmek almak zorunda olduğu için, dolmuşa binememişti.. Küçüğünü kucağına alarak, akan yağmur sularından geçmek zorunda kaldığı için botları su almıştı.. Eve döndüğünde saatlerce ısıtamamıştı kendini... O zamanlarını hatırladı ve şükretti.. Süzülen iki damlaya sonsuz şükürler sığdırdı.. Her metrekaresi emekti altındaki arabanın.. Her metrekaresi sabır, azim ve çaba... Yağmurdan yavaş süzülen gözyaşlarını çabucak sildi.. Çocukları görsün istemezdi. Yolda gördüğü ve ıslanmış 2 çocuğu daha arabasına aldı.. Dikkatle, su sıçratmadan ilerledi.. Geçmişte üzerine su sıçratan çok araba olmuştu ve en hassas olduğu şeydi bu..
    Okul yolu çok uzun değildi ama yol boyunca arabasını alana kadar yaşadıkları bir bir aklından geçti.. İşini çok seviyordu. İşi için yaptığı herşey ona keyif veriyordu.. Bunca zaman sabırla çalışmasının sebebi buydu.. Geçen sene okul yolunda ıslanırken kendi kendine söz vermişti.. Çocukları ve başka annelerin çocukları yağmurda ıslanmayacak üşümeyeceklerdi.. Çok çalışmıştı.. Umutsuzluğa kapıldığı anda kendine verdiği söz aklına geliyor, düştüğü yerden kendini kaldırıyor yoluna devam ediyordu... Sadece kendisi değil ona bağlı tüm iş ortakları da araçlarını haketmişlerdi.. En çok da bunun gururu onu mutlu ediyordu.. Başka hayatlara dokunabilmek, müthiş bir şeydi..
    Sırayla çocukların herbirini, geç kalmadan okullarına bıraktı, ve halletmesi gereken birkaç işi halletti, evine döndü.. Evini toparladı, 2-3 iş görüşmesi yaptı, hafta sonuna 4 randevu ayarladı.... Yağmuru izleyip uzaklara dalmayı severdi.. Bir kahve yaptı kendine.. Mutfak penceresine oturdu, kahvesini yudumlamaya başladı.. Öğle Ezanı okunuyordu ve yine pencereyi açtı, dua etmeye başladı...

"Rabbim, hayalimi gerçek eyle "

Âmin 🙏💟

#küçükyazılarım

28.11.2016


Çocuktuk, mutluyduk... 
  
    İzmir'de bir dönem Basmane'de yaşadık.. Bayraklı'daki İzmir körfezi manzaralı, 4 oda 1 salon evimizden sonra orası bizim için büyük bir hayat tecrübesiydi.. Aslında pek de anlamıyorduk. Küçüktük.. 
    Tek üzüntümüz, okulumuzdan, zaten sınıf arkadaşlarımız olan mahalle arkadaşlarımızdan ve herbiri Anne yarısı olabilecek arkadaşlarımızın anneleri mahalle teyzelerimizden, komşularla akşam gezmelerimizden, çiğdem çitleyerek döndüğümüz açık hava sinemasından, Babam gelince ödeyecekmiş dediğimiz ve sözümüzün senet yerine geçtiği mahalle köşesindeki Bakkal Melahat Teyze'den, uçurtma uçurduğumuz, kayalara ve ağaçlara tırmanıp kendimizce macera yaşadığımız en eğlenceli oyun merkezlerine bin basan mahallemizden çıkıp hiç bilmediğimiz bir yere gitmekti... 
     Zor zamanlarımızdı demek ki.. Çocukken farkına varmıyor insan.. Basmane'de babamın Diş Protez atölyesi ve muayenehanesi vardı.. Osmanlı zamanından kalma, pencereleri ahşap kepenkli, kapısı kale kapısı gibi işlemeli, sürgülü ve kocaman ... Yüksek tavanlı evin iç kapıları da çok uzundu ve hiç bu kadar uzun kapı görmemiştim.. 3 katlı evin her yeri başka alanda hizmet veriyordu.. Babamın odasının karşısında Cibinlikçi Ali Elbi Amca, binanın alt katında çalışırken zemini titreten gürültülü makinaları ile konfeksiyon atölyesi, en üst katta da süt babanemin Çerkez akrabalarının oğulları, Tayfun Abi, Musa Abi ve bizim folklor hocamız olan Ahmet Abi kalıyordu.. Üst kat tam bir bekâr eviydi. Ve bizim yaşayacağımız yer de orasıydı..
     Hepsi birbirinden eğlenceli ve tatlı abiler üstteki tek göz odayı boşaltacaklardı.. Ve biz Bayraklı'dan sonra o tek göz oda ve bir antreden oluşan hayatımıza başlayacaktık.. Büyük sayılabilecek bir de teras vardı ve galiba o evde en çok sevdiğim yer orasıydı.. Yazları çok keyifliydi de, kışın her yağmurda akan çatısı, her rüzgârda basan soba bacası ve yorganlarımıza damlayan, simsiyah boyayan, ne kokusu ne izi çıkmayan is, nerdeyse her hafta fazladan gece mesaisi yaptırıyordu hepimize.. 
     Evin her köşesi çok eskiydi ki kiremitler beter durumdaydı... Su damlayan her yere, sırf yağmur suyu için görevlendirdiğimiz mintax kovalarını koymak bize göre eğlenceliydi. Damlaların ıslattığı hizaya göre yer tespiti yapmak, birkaç kovadan hep bir ağızdan gelen, senkronize olamamış ama kendi içinde bir ritmi olan pıt pıt pıt sesleri eğlenceliydi.... Kiremitler çok eski olduğu için, küçük ve zayıf olduğu için, Babamı taşıyamayacağı için ve pencere çok küçük olduğu için, evin Babamdan sonra en büyük erkeği olan 10 yaşındaki kardeşim Cenk'in pencereden çıkıp kiremitlerin altına serilen naylon poşeti ve bozulan kiremitleri, ıslanarak ve tir tir titreyerek düzeltip, tekrar pencereden inmesi eğlenceliydi.. Ama her çatı vukuatından sonra hastalanması, ateşlenmesi ve öksürmesi hiç de eğlenceli değildi.. 😔 Küçüktük, bilmiyorduk, mutluyduk.. 
     Okulumuza gitmek için uzun bir yokuş çıkıyorduk. Kimbilir belki sırılsıklam oluyorduk, belki ayaklarımız su içinde kalıyordu, çünkü heryerden yağmur suyu akıyordu.. Şimdikiler gibi yağmur botlarımız da yoktu.. Belki de çok üşüyorduk.... Ama mutluyduk... 
   Tek göz odada, bir sobanın etrafında, 5 kişi yatıyorduk. Çürümüş pencerelerden yağmur suyu ve rüzgar geldiği için naylon kaplıydı. Akşamları da köşelerine çakılı çivilere battaniye çakardık. Sıcacık olurdu... Biz mutluyduk... 
    Annemin o anki hislerini, şimdi ben de Anne olduğum için tahmin edebilirim belki. Kabullenmişti, çaresizdi. Elindekilerle mutlu olmayı biliyordu.. Hiç şikayet ettiğini görmedim, göstermedi.. Ama geceleri mide ağrısından inleyerek ağlamasını duyuyordum.. Küçüktük, anlamıyorduk biz mutluyduk.. 
     Bunca sıkıntıya rağmen Annem bizi hep eğlendirdi.. Hiçbirşeyimizi eksik koymadı.. O köhne evde saraylı gibi yaşadık ve en mutlu günlerimizi orada geçirdik.. Sonraları daha iyi evlere çıktık.. Hep bir level yukarıda yaşadık ama en unutulmaz anılarımızı Basmane'de bıraktık... Öyle dolu dolu yaşadık ki, sayfalarca roman olur... O tarihi ev de bizimle hayat bulmuştu sanki.. Herşeye rağmen dimdik durdu.. Biz taşındıktan sonra eşini kaybetmiş insanlar gibi birden yaşlandı ve çöktü... 
       Her yağmurda, üzerime düşen her damlaya, beni en mutlu günlerime götürdüğü için teşekkür ederim.. 🙏💝

29.12.2016

#küçükyazılarım 
#annemiçin